En Büyük Hapishanemiz Üzerine


Yazar: Metin V. Bayrak

Dilimiz! O içine doğduğumuz evrenimiz. Çıplaklığımızı örten anlam giysimiz. Dünyayı bize gösteren ışığımız. Sonsuzluğu çözünür kılan turnusol kağıdımız. Dilimiz, en büyük hapishanemiz.


Ne gördüklerimiz ne de düşündüklerimiz aynı. Yalan içinde yaşıyoruz. Kader mi, şüphesiz değil. Kavramları seçik hale getirmedikçe güvenli bir alanda yaşamak imkanımız yok. Hanemiz çatısız. Renkleri birbirine yabancı. İçindeki biz ise eğreti bir yolcu. Öylesine ilişivermiş sanki bu hiçbir ilişkisi olmayan yabancısı dünyaya.


Aristoteles, “İnsanlar, doğaları gereği bilmeyi arzularlar.” diyor. Arzu, insanın etik ya da kültürel varlığını aşan canlılığına dair bir istek. Bir tür libido. Diğer deyişle yaşama isteği. Tutku da denebilir. Güvene ihtiyacımız var hem canlı hem de etik bir varlık olarak. Bilmek, her canlı gibi insan yavrusunun güven duygusu için temel ihtiyaç.


Dilimiz, o hem ana kucağı hem de hapishanemiz. Dilimizle örüyoruz anlam dünyamızı. Örüyoruz, doğru değil, daha doğrusu eksik. Örülmüş bir dünya içine doğuyoruz. Hazır buluyoruz. Başı sonu belli, neyi nasıl kavradığı belli bir anlam dünyasına doğuyoruz. Ama bizim değil. İçindeyiz ama içimizde değil anlamları. Ne kavramlar ne normlar! Toplamı olan hayat giydirilmiş bize. Kendi rengine boyamış. Üzerimize örtülen o kumaşı alıp kendimize göre biçmek, işte o bizim elimizde. Felsefe de makasımız. Mantık da mezuramız. Aklımızla duygularımızı harmanlayan ruhumuz da kılavuzumuz.


Hisler gerçek, düşüncelerse soyut.” denir. Hislerimiz bizim, düşüncelerimizse değil. Sıklıkla mağazadan alır giyeriz. Ruhun rehberliği, düşünceleri duygulara vurarak, deyim yerindeyse çarpıştırarak kendimiz kılar. Hanemiz, kavramları kendimiz kıldıkça rengimizi alır. Her noktası biz kokar. Bize içkinleşir.

Hadi, hanemizi kuran kavramlara bakalım. Nasıl bir örgü içinde yaşıyoruz? Hangi kavramlar hangileriyle bir arada? Ya bunları birleştirenler? Sahi onlar hangileri? Yan yana gelip beni umutlandıranlar? Ya oradan görünüp yaşama sevincimin ruhumdan kayıp gitmesine neden olanlar? Bu güçleri nereden geliyor?


Kavramları soyalım. Onları temizleyelim. Üzerlerine yapışan kirlerden, tahriflerden, makyajlardan, janjanlı ambalajlarından arındıralım. Kullanılmış havluyu yüzümüze sürünce ruhumuzu bulandıran, midemizi kaldıran o yabancı tanımadığımız kokuyu temizleyelim. Kavram temizliğine girişelim. Serin suyu yüzümüze çırpıp kendimize gelince, biz kokan yumuşacık pamuklu havluyu alıp kurulayalım yüzümüzü. Sakınmasızca kullanabilelim.


İrademiz, kavramları kirinden, pasından ayırıp temizler. Böylece ruhsal (duygusal, zihinsel ve manevi) sağlığımızı koruruz. Bu, algılamamızı, kavramamızı, yargılamamızı, şüphesiz davranışlarımızı ve bunların türevi hayatımızı ya da bilincimizi belirler. Bilincimize rengini veren kavramlardır. O kavramlardan örülü dilimizdir.


Felsefi İletişim, kavram temizliği yaparak hanemizi ya da mana dünyamızı sağaltır. Hakikatle bağımızı, içinde biz olacak şekilde kurmak imkanı sağlar. Hanemizi, kendi kokumuzla, rengimizle bizleştirir.