Kişinin On Ebeveyni Üzerine


Kişinin On Ebeveyni Üzerine

Yazar: Metin V. Bayrak

Dünyamızın zamkı dil, dilimiz. “Dilimiz bilincimizdir.” denir sıklıkla. Felsefi iletişime dair yazılamalarda yeni sözler söylemektir muradımız mevcudu tekrarlamak değil. Henüz yan yana gelmemiş kelimeleri öpüştürüp yeni haneler kurmak. Unutmadan! Bir de ajite etmek, provakasyon yapmak ama kelimelerin birinci anlamlarıyla. Malumun ilanı değil.


Ana rahminden doğanın rahmine doğruyoruz. Anamızdan doğaanaya. İkisinde de koruma altındayız. İkisinde de nimetler bize verili. Yaşam, bir bakıma anadan anaya doğum. Hem ana hem de doğanın rahmi belli bir zamanda, yerde ve bağlamda bir ethosa yani kültüre sahip. Ana rahmi de azade değil kültürden. Daha doğmadan kültürün içindeyiz. Kültür de dilden örülü bir paralel evren. Dünyamız dil. Dilden örülü bir dünya içinden bakıyoruz dünyaya.


Neyse bu yazılamada içine doğduğumuz ethosun makrosundan yani kitle kültüründen ziyade mikrosuna bakacağız yani aile dediğimiz evrene. Ailenin de ebeveynlerine.


İçine doğduğu evrenin kültürünü giyiniyoruz. Onun gözünden bakıyoruz dünyaya. Önce annenin, varsa baba ve hane, avlu ve sokaktaki insanların. En çok kimlerle konuşuyorsak onların diliyle örülür anlam dünyamız. O dünyanın kaidesi olan görgümüz.


Görerek öğreniriz. Görme, insan yavrusunun tenidir. Her nesnenin görüntüsü dokunur önce tenimize. Tıpkı kulağımızda titreşip sinirler üzerinden beynimize giden sesler; bakışların gözlerimizin derinliğinden süzülüp kalbimize akması gibi.


Felsefi İletişim gözlüğüyle ebeveyn evrenine bakında insan yavrusu olarak içine doğduğumuz evrende sarmal halkalar halinde iç içe geçmiş on ebeveynimiz olduğu söylenebilir. Anne, baba, anne-baba ilişkisi, avlu, sokak, çevre, dünya, mazi, gelecek ve sanal. Görgümüzü bunların, bu on ebeveynin harmanı oluşturur. Zamk ise hanemiz, hane içinde de daha çok annedir.


İnsan yavrusu, gözleriyle kavradığı yaşamı kalbiyle süzer. Annesi, mutlu mu? Kendine nasıl bakıyor? Duyusunu hangi kelimelerle nasıl ifade ediyor? Olup bitenlere nasıl tepki veriyor? Eline aldığı bir nesneyi nasıl tutuyor? Dışarıdan biri geldiğinde ona nasıl davranıyor? Gelen kişi gittikten sonra ardından kiminle ne ve nasıl konuşuyor? Ne tür yargılar veriyor? Boşluğa bakışı nasıl düşüyor? Yüzüne yağmur damlası düştüğünde ifadesi nasıl değişiyor? Nasıl kırılıyor? Onu neler üzüyor? Ruhunu neler kanatlandırıyor? Mutluluğunu nasıl ifade ediyor?


İnsan yavrusu, maneviyatını sarmal halkaların içinde ilk evrenden yani anneden alır. Temelde anneden edinir görgüsünü. Kim olduğumuz, görgümüzle ilişkili. Çünkü hayatımıza görgümüzün rengiyle geçiyor kimliğimiz. Görgü, maneviyatımızın zamkı ya da rengi. Hepimiz, hanelerimizden ediniyoruz görgümüzü. En çok da annemizden, babamızdan ama daha çok da annemizle babamızın ilişkisinden. Bunlar arasında ahenk varsa görgümüzün estetik bir bütünlüğü oluyor. Dünyaya bütünlüklü bakabiliriz. Görgü, kültürel olarak giyindiğimiz bir hırkadır. Ancak estetik bir bütünlüğü varsa kişinin üzerine oturur. İnsan, o hırkasıyla dünyadaki her insanla, canlıyla, ilişki kurabilen evrene karışabilen bir varlığına dönüşür.