Dişil İletişim Üzerine


Yazar: Metin V. Bayrak

Ben ve benim dışımdakilerden örülü bir dünyanın içine doğarız. Bir de benim dışındakiler arasında etkileşimde bulunduklarım. Büyüme, bir bakıma kişinin kendini bağlamı içinde olduğu dünyadan ayrıştırabilmesi. Önce annesinden.


Kişi, kendiyle de ilişki içinde. İçimizde birden çok kişiyi barındırır, konuşuruz onlarla, zaman zaman sevişir zaman zaman da savaşırız. İletişim sağlamayan konuşma tehlikelere gebe. Hem zaman hem umut kaybı ama daha da önemlisi konuşanların birbirinden uzaklaşmasına neden olur. Burada kişinin, kendini oluşturan parçaları/nın birbirinden uzaklaşması en büyük sorunlardan biri. Hayat, bir bakıma kişinin kendisi. Kendinden uzaklaşması, hayattan kopması olarak da yorumlanabilir. Uzaklaşma, ruhun çoraklaşması. Beslenmeyen ruh, göreli sürenin ardından kurumaya, hislerini yitirmeye başlar.


Kişinin hem kendiyle kendinde ve hayatla yaşamda var olabilmesi önce kendiyle kurduğu ilişkideki iletişimine bağlı. İletişimin önkoşulu nasıl ilişki ise ilişkinin oksijeni de iletişim. İletişimin de monolog olanı değil. Zira tarafları içine katabildiği ölçüde bir ilişki varlık kazanıp yaşayabilir. Tıpkı ses gibi. Hiçlikten doğan ilişkiyi var eden taraflar ilişkide yani iletişimde var oldukları ölçüde onun otonom varlığından söz edilebilir. İletişimin diyalojik olanı, yani tarafları/nı güven içinde içine alıp ilişkide eritebileni dişil. Dişillik, ilişkinin taraflarını içine alıp yeniden karar. Kendilerinden parçaların yer aldığı yeni bir varlık kazanırlar. Süreç, sarmal bir akışkanlıkla işler. Taraflar, birlikte eriyerek dönüşüp her an yeniden hem varolurlar hem de var ederler. Otonom bir tekilliktir doğan.


Böylece birlikteki öznelerin özleri gürler; gürleyerek açığa çıkan potansiyeller, bu eşsiz tekil yapının yakıtı. Tarafların dişillik içine erimeleri potansiyelin açığa çıkmasının olmazsa olmazı. Burada işleyen diyalektik üçlü, yaşam yani sonsuzluk: İlişkinin tarafları yani kişi ve diğeri ya da diğerleri ile ilişkinin kendisi. Sonsuzluk sarmalını bu üçlü ontik yapı işletmekte. Sonsuzluk, bu sarmalın kendisi bir bakıma. Sonsuzluk, bu eşsiz sarmalın hem biçimi hem de içeriği. Sarmaşma, her an yeniden form kazanma. Bir tür ölümsüzlük momenti. İşte özgürlük, öznelerin ya da kişilerin böylesi bir ortamda deneyimledikleri eşsizlik. Bu, hiç bitmesin istenilen bir tür ölümsüzlük talebi. Özgürlük, bir kez bile tadıldığında damaktan asla gitmeyen -o etik varoluşun oksijeni- tanrısal renk. Bu nedenle sonsuzca, koşulsuzca talep edilmesini tanrısallığından alsa gerek.


İletişimin dişil olanı, ilişkinin taraflarını yeniden kurar. Bir anlamda var eder. Özgürlüğün koşulu, bu dişillik. İnsan, sürecine katılmadığı ilişkide nesneleşir. Nesnenin ne duyguları ne de düşüncelerinden söz edilebilir. Bedenen orada olmasına rağmen katışmaz ne diğerleriyle ne ortamla daha da önemlisi ne de kendiyle.


İnsan teki olan birey, özneleşirken etik bir varlığa evrilir: kişileşir. Ontik katmanında yeni bir pencere açılır. İnsan kişileştikçe insan olmak imkanını da gerçekleştirebilir. İnsanı insan kılan, insanın etik boyutu olsa gerek. İnsanın etik bir varlık olarak kendine yönelmesi, özgürleşme yolculuğu olarak da okunabilir; birbirini birlikte var ederler. Bu bakımdan kişinin özgürlüğü, kişileşmesine ya da özneleşmesine bağlıdır denebilir; bu da ancak ve ancak dişil bir iletişim ortamıyla olanaklı. Felsefi iletişim, bunun olanağını göstermek iddiasında.


Felsefi iletişim, iletişimin taraflarını özne olarak kuran bir perspektif sunmakta. İletişimi dişilleştirme, diyalogu diyalojikleştirir. Taraflar özneleşmekle kalmazlar yeni anlamalar üretirler. Ruhları birbirine sarmaşırken zihinleri de katışarak debiyi yükseltirler. Anlam dünyalarını genleştirip içinde güvenle nefes aldıkları habitatlarının halesini büyütürler. İçinde güvenle erirler… Özgürlük, güvenle erimek bir bakıma. Özgürlüğün karşısında her ne olursa olsun ilişkisi asimetrik olduğundan pahası ölçülemez!